TEILEN

DİTİB haftalardır imamlarının casusluk yaptığı suçlamasıyla karşı karşıya. Camilerinde görevli bazı imamların bulunduklari kentlerdeki Gülen Cemaati hakkında rapor tuttuğu ve Ankara’ya gönderdiğinin ortaya çıkması üzerine eyalet hükümetleri DİTİB ile işbirliğini yeniden gözden geçiriyor ve suçlamalarda DİTİB’in sorumluluğunu tartışıyor. Biz de casusluk suçlamalarına yönelik en önemli başlıkları özetledik:

Olay ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

İlk olarak 8 Aralık 2016 günü Cumhuriyet gazetesi konuyla ilgili “Diyanet MİT gibi” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde, Türkiye’de doğrudan başbakanlığa bağlı olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın din görevlilerinin 38 ülkede toplam 50 rapor tutarak Ankara’ya gönderdikleri bilgisi yer alıyordu. Gazeteci Elmas Topcu da aynı gün 38 ülkede tutulan 50 rapora ulaşmayı başardı.

Tutulduğu söylenen raporların doğruluğu kesin mi?

Kesin. Birincisi 38 ülkede tutularak Ankara’ya gönderilen raporlar TBMM’deki Darbe Araştırma Komisyonu’nun, darbeyi düzenlemekle suçlanan „Fethullah Gülen Terör Örgütü/ Paralel devlet Yapısı“, kısaca „FETO/PDY“ hakkında mevcut verilerin komisyona iletilmesi talebi üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan meclise ilettildi. Bu nedenle doğruluğu konusunda şüphe yok. İkinci olarak da Diyanet İşleri Başkanlığı raporların varlığını yalanlamadı. Aksine, 18 Ocak 2017 tarihinde Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Mehmet Görmez, raporların tutulmasına vesile olan yazının „40 yıldır Türkiye’de dini istismar eden, devletin bütün yapılarına sızarak 15 Temmuz’da topla, tüfekle darbe yapan bir din istismarı hareketi hakkında vatandaşların doğru bilgilendirilmesi için yazılmış bir yazı“ olduğunu söyledi. Üçüncü olarak da imamların rapor tutmasına vesile olan 20 Eylül 2016 tarihli, Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün din hizmetleri müşavirlikleri, ataşelikleri, koordinatörlükleri ve koordinatör din görevlileri yöneticilerine hitaben kaleme aldığı resmi bir yazı da mevcut.

Raporların Almanya kısmında neler dikkat çekiyor?

Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Gülen Cemaati ile ilgili bilgi toplanmasını talep ettiği yazıya Almanya’dan Münih, Düsseldorf ve Köln konsolosluk bölgelerinden 18 din görevlisinin cevap verdiği dikkat çekiyor. Raporlarda 48 kişi de Gülen Cemaati üyesi olmak veya kurban, fıtre, zekat ve bağış toplamak gibi faaliyetlerle „FETO terör örgütüne yardım ve yataklık“ etmekle suçlanıyor. Raporlarda yaklaşık 35 dernek veya kurumun da Gülen Cemaati adına söz konusu konsolosluk bölgelerinde faaliyet sürdürdüğü ibaresi de yer alıyor. Raporlarda bir de Alevi Kürtlere bağlı bir dernekten bahsediliyor ve oranın PKK sempatizanlarının toplandığı yer olduğu ileri sürülüyor.

DİTİB’in bu olanlarla bağlantısı ne?

DİTİB yönetimi, olay ortaya çıktığından beri raporların tutulmasına vesile olan yazıyı yazmadığını ve camilerinde görevli imamlardan bilgi toplamalarını talep etmediğini vurguluyor. Ancak raporların varlığı da bazı imamların bu raporları tuttuğu da reddedilmiyor. Aksine başından beri DİTİB yönetimi, olayı bilgi toplama amaçlı bir çalışma sırasında meydana gelen bir kaza diye niteliyor.
DİTİB’in kendi camilerinde görev yapan imamların tutuğu raporu bilmemesi mümkün mü?
Bu soruya cevap verebilmek için DİTİB’in yapısına bakmak yeterli. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Almanya’daki en üst düzey temsilcisi, Din Hizmetleri Müsteşarı aynı zamanda DİTİB’in başkanı. Ayrıca DİTİB’in yönetiminde Diyanet’in eylül ayında gönderdiği yazının ulaştığı din ateseleri de görev yapmakta.
Buna rağmen DİTİB‘in açıkladığı gibi imamlarının bu tür faaliyetinden haberdar olmadığından yola çıkılırsa da konu oldukça tartışmalı, zira bu Ankara’dan gelen bir yazı üzerine DİTİB’in camilerinde görevli imamların, çalıştığı kurum olan DİTİB’e haber vermeden rapor tutup yolladığı sonucu çıkar ki bu da sadece Almanya’da 900’den fazla camisi ve 1000 kadar din görevlisi bulunan DİTİB’in kontrolünü sorguya açar. DİTİB, bir çok eyalette Müslüman cemaatlerin en önemli partneri konumunda. Başta din dersleri, manevi danışma, uyum kursları, radikal İslam ile mücadele gelmek üzere en önemli partner kabul edilmekte. Federal düzeyde de başta İslam Konferansı olmak üzere bir çok önemli oluşumun yıllardır en önemli katılımcısı.

Muhbirlik yapan imamların Almanya‘yı terkettiği doğru mu?

Söz konusu raporları tutan imamlardan bazılarının aralık 2016 bazlarının ise ocak 2017’de Almanya’dan ayrıldığı hem Kuzey Ren Vestfalya hükümetinden adının verilmesini istemeyen bir kaynak hem de Müslüman cemaatindeki aktörler tarafından doğrulandı. Hatta bu imamların Almanya’da kalmaya devam etmesi halinde ortaya çıkması muhtemel kriz nedeniyle federal hükümetin gizli diplomatik girişimiyle Türkiye’ye çağrıldığı ileri sürülmekte. Yeşiller Partisi Din Politikaları Sözcüsü, Federal Parlamento Köln Milletvekili Volker Beck, imamların tuttuğu raporlara yönelik iddialar üzerine Aralık 2016’da Almanya Federal Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Savcılığın soruşturma başlattığı ise 18 Ocak’ta kamuoyuna yansıdı.

Almanya’da siyaset DİTİB’in Türkiye’ye yakınlığı konusunda şaşkın bir tablo çiziyor. Bu ne kadar doğru?

Almanya’da bu skandalın ortaya çıkmasından bu yana bir çok parti, politikacı ve eyalet hükümeti DİTİB’i ve kurumun Türk devleti ve hükümeti ile yakın ilişkisini eleştiriyor, ancak DİTİB 1984 yılında kurulmuş ve o zamandan bu yana hem eyalet hem de federal düzeyde muhatap alınan en önemli kurum. Eyalet hükümetleri uzun yıllardır DİTİB ile bir çok projede ortak çalışıyor. Ayrıca DİTİB’in yönetiminde Berlin’deki Türk Büyükelçiliği’nin Din Hizmetleri Müsteşarı’nın veya din ataşelerinin yer aldığı da yıllardır biliniyor. İmamların Türkiye’de eğitildiği ve 3-5 yıllığına Almanya’ya geldiği, maaşlarının Türk devleti tarafından ödendiği de onlarca yıldır bilinen bir gerçek. Herşeyden önce Türk din görevlilerinin Almanya’ya gelmesi Alman dairelerinin özel izni ile düzenleniyor.

İmamlar nerde nasıl eğitiliyor, Almanca biliyor mu?

Almanya’ya görevli gelen imamlar Türkiye‘de devlet memuru ve eğitiminin tamamını Türkiye’de alıyor. En az 5 yıl meslek tecrübesi de olan imamlar yurt dışı görevi için başvuruda bulunabiliyor. Bunun için zor bir sınav sürecinden geçiyor. Yazılı ve sözlü sınavları başarıyla veren imamlar Almanya’ya gelmeden önce 200 saatlik Almanca kursu da görüyor. Goethe Enstitüsü’nün uluslararası A1 sınavına hazırladığı bu dil sınavını başaran imamlar Almanya’ya gelme hakkını elde ediyor. Din görevlilerinin Almanca kursunun masrafının yüzde 40’ını Almanya Dışişleri Bakanlığı karşılıyor. Gerisi Türkiye tarafından üstleniliyor.
Almanca kursunu başarıyla tamamlamış imamlar 2 hafta da Almanya’yı tanıma seminerine tabi tutuluyor. Bu iki haftanın bir haftasını Konrad Adenauer Vakıfı hazırlıyor ve masraflarını da kendisi karşılıyor. O bir haftada din görevlileri Almanya’daki dernekler yasasından eğitim sistemine, medyadaki Müslüman imajından alışverişe, temel ve pratik bilgiler alıyor. Almanya’ya yönelik hazırılık kursunun ikinci haftası ise Diyanet İşleri Eğitim Merkezi tarafından veriliyor.

Almanya’ya gelen din görevlileri Türkiye’ye ne kadar bağlı?

3 veya 5 yıllığına Almanya’ya gelen din görevlileri Türkiye devleti memuru ve maaşını da Türk devletinden alıyor. Dolayısıyla memurlukla beraber verilen sorumlulukları yerine getirmek zorunda. Teolojik açıdan da din görevlileri Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çizgisini izlemekle yükümlü. Kızlı erkekli yüzme dersine katılım, başörtüsü, yaradılış teorisi gibi Avrupa’daki aktüel tartışmalarda da imamlar Diyanet’in en üst düzey birimlerinden olan Din İşleri Yüksek Kurulu’nun yorumuna uymak zorunda. Diyanet’in çizgisi ise bir çok uzman tarafından muhafazakar ve milliyetçi bir İslam olarak özetleniyor. Hali hazırda Almanya‘da Diyanet’in 906 erkek, 116 kadın din görevlisi bulunmakta. Kadınlar namaz kıldırmak dışında bütün görevleri yerine getirebilmekte. Türk imamların neredeyse tamamına yakını DİTİB’e bağlı camilerde görev yapsa da az sayıda din görevlisi Milli Görüş’e ve Avrupa Türk İslam Birliği ATİB’in camilerinde de hizmet vermekte.

HINTERLASSEN SIE EINE ANTWORT

Please enter your comment!
Please enter your name here